İstanbul’da Yaya Olmak
Yapılan araştırmalar ve buluntular, insan ırkının yedi milyon yıl önce iki ayak üzerinde yürüdüğünü gösteriyor. İlk çağlardan itibaren insanlar yemek bulabilmek, vahşi hayvanlardan kaçabilmek ve hayatlarını koruyabilmek için devamlı yürümek zorunda idi. Yüzyıllar içerisinde dünyada nüfus çoğaldı. Makinelerin icadı ve teknolojik ilerlemeler şehirlerde yaşayanları toplu taşıma araçları ile tanıştırdı. Bu sayede uzun mesafeleri aşmak kolaylaştı. Ancak ister toplu taşıma araçlarını ister bireysel araçları kullanalım ona ulaşmak için yürümek gerekliliğini değiştirmedi.
Bu belgesel fotoğraf projesinde İstanbul’da ticaretin, eğitimin ve sosyal hayatın birleştiği bölgelerden biri olan Eminönü, Sirkeci, Karaköy ve en çok kullanılan ulaşım araçlarının önemli duraklarından biri olan Yenikapı seçildi.
İstanbul gibi dünyanın en kalabalık şehirlerinden birinde yaşıyorsanız, yaya olarak seyahat etmenin hem avantajları hem dezavantajları vardır. Yaya olarak hedefinize yürürken çoğu zaman İstanbul’un tarihi yapılarına veya şahane bir deniz manzarasına denk gelebilirsiniz. Ara sokaklardan kestirme yollardan istediğiniz yere daha kolay ulaşabilirsiniz. Ancak İstanbul’da yaya olmak kolay değildir.
Eminönü ve Karaköy bölgesinde kaldırımlar çoğu zaman farklı şekilde işgal edilirler. Turistlerin gezi noktalarından biri olduğundan, burada bolca kafe ve restoran vardır. Hemen hemen her mekânın masaları kaldırımlara hatta bazen yollara taşar. Bazen geniş kaldırımların ortasına rahatça yerleşmiş kafelerle karşılaşırız. Arabalar, Scooterlar, motosikletler, kamyonlar ve ticarethanelere malzeme taşınan manuel yük arabaları da çoğu kez kaldırımlara park ederler. Bu engeller yürüyenlere geçişi ya tamamen kapatır ya da ancak dar bir koridor bırakır. Böyle durumlarda yayalar çoğu zaman yolu kullanmak zorunda kalırlar. Özellikle engelli ve belirli bir yaşın üzerinde olan yayalar için bu durum oldukça zorlayıcı olabilir. Kış ya da bahar aylarında kar ve yağmurla oluşan su birikintileri arasında kaldırımda yürümek dikkat ister.
Tarihi yarımadanın bu en kalabalık bölgesi her mevsimde ve günün her saatinde hareketlidir. Özellikle vapur iskelelerinin, tramvay ve metro hatlarının duraklarının ve trafik ışıklarıyla birleşti noktalarda yaya trafiği çok yoğundur. Burada her yaş grubundan ve ırktan insanla karşılaşırsınız. Bazen yayalar tehlikelere rağmen ışıkları beklemeden araç trafiğinin içinden yoldan karşıdan karşıya geçmeyi tercih ederler.
Eminönü Karaköy arasını yürüyerek geçmek isteyenler ise Galata ve Haliç köprülerini tercih ederler. Sabah erken saatlerde akşam iş çıkış saatlerinde ve hafta sonrasında Galata köprüsünün üzerinde araçtan çok yaya görürsünüz. Köprülerin hem üstünden hem altından geçerek yürüyebilirsiniz. Buralarda mendil satan kadınlara ve çocuklara ya da müzisyenlere rastlayabilirsiniz. Onlarda bu dünyanın bir parçasıdır.
Yayalar trafik ışıklarının olmadığı ya da geçişin yasak olduğu bölgelerde alt ve üst geçitleri kullanırlar. Özellikle alt geçitlerde gözlük, ayakkabı ve hediyelik eşya gibi pek çok ürünün satıldığı küçük dükkanların ve tezgahların arasından geçerek yürümek zordur. Alışveriş yapanların daralttığı geçitler sabah akşam ve hafta sonlarında oldukça kalabalıktır. Alt ve üst geçitlerde, köprülerde ya da kaldırımlarda iniş ve çıkış için kullanılan bazı merdivenlerin duvarları rengarenk graffitilerle kaplanmıştır.
Çoğunlukla yaya olarak seyahat ettiğimizde kaldırımları, yolları, merdivenleri, alt ve üst geçitleri yada köprüleri sokakta yaşayan dostlarımız kediler ve köpeklerle de paylaşırız. Bazıları bize eşlik ederler, bazıları yol vermek istemez. Sonunda orta noktada buluşuruz.




























































Sena ÖKSÜZ’ün çalışmasını altyazılarıyla aşağıdaki albümde izleyebilirsiniz…
İSTANBULAŞIM Fotoğraf Albümünün tamamını (altyazılarıyla) aşağıda izleyebilirsiniz…









